Sayfalar

7 Ağustos 2008 Perşembe

37°C'nin Üzerine Nasıl Çıkılır?

''BEN'' Araştırması


Ben neyim/kimim?
Ben ne?

Bu araştırmayı yaparken başlangıç noktamız şu olacak;"Gözlenen gözleyen olamaz."Tıpkı göz kendisini göremez, bıçak kendisini kesemez, parmak kendisini işaret edemez, gibi.Gözün gördüğü aynadaki aksidir.

Bıçağı esnek yapsak da kendisini kesmesini sağlasak, kesebildiği yer, kesen yer olmayacaktır. Parmak esnek olsa ve kendini işaret etmeye çalışsa, işaret edebildiği kısmı işaret edebilen kısmı olmayacaktır.Böylelikle gözlemleyebildiğimiz hiçbir şey 'ben' olamaz.Başlangıçta onu kullanabildiğimiz için beden bize ben olarak görünür.Ama ben bedenimi gözlemleyebiliyorum.


Öyleyse ben o olamam. Ona kumanda edebiliyor olmam, o olmamı gerektirmez. Bir otomobilin içine girip ona da kumanda edebiliyorum ama araba değilim. Aslında araç kullanırken insan, iyi kullanabilmek/konsantre olabilmek için, 'farkında olmadan' aracın sınırlarını kendi sınırları gibi algılar. Bilardo oynarken bir ıstakaya dönüşür.

Veya bir bilgisayar oyunu oynarken ekrandaki karakterle özdeşleşir. Veya bir film seyrederken sahnedeki karakterlerden biri olur film boyunca. Bu özdeşleşme bilinçsizce olur. Ama özdeşleşmeden kurtulmak bilinçli çaba gerektirir.Gözlemlemek sizi gözlemlediğiniz şeyden 'soyar'. Birşey gözlemleyebiliyorsanız, ona 'dıştan' bakabiliyorsunuz demektir.

O halde nasıl o olabilirsiniz?Peki ben'in beden olmadığını anladıktan sonra, şu soruyu sorabilirim? Ben enerji miyim?Madem maddesel olan beden değilim, belki de o beden üzerinde gezinen/akan bir enerjiyim. Ona canlılık veren enerjiyim.Ancak enerjimizin az veya çok olduğu zamanlara bakarsak bundan bağımsız, 'kendindeki' enerjiyi gözleyen bir 'ben'in varlığı ortaya çıkar. Kendinizi güçlü ya da zayıf hissederken 'ben' hep oradadır. Ve değişen enerjinizi gözlemleyebildiğinize göre 'ben' enerji de olamaz.

Daha sonra sıra zihine gelir. Madem madde ve enerji değilim, o halde zihnin kendisi olabilir miyim? Bir düşünce, bir duygu olabilir miyim?Ancak sessiz bir şekilde oturursanız, zihninizden geçip giden düşünceleri ve bunların yarattığı duyguları gözlemlemek mümkün olur.

Zihninizi gözlemleyebilirsiniz. Öyleyse 'ben', zihin de olamam.Zaten gözlemleyebildiğim herşey, değişmeyen bir gözlem noktasına (bir sabit referansa) ihtiyaç duymaktadır. Eğer 'ben' gözlemlenen şeyden ayrı olmasaydı, bu sabit referans varolmazdı. Gözlemlenen herşey görecedir, bu görecelik de 'ben'e göredir. 'Ben' sabit yerinde durmalı ki, şeyler de gözlenebilmeye devam edebilsin.İşte bu bir 'şey' olmayan şey (yani ben) diğer tüm şeylerin kılığına bürünerek karşımıza çıkabiliyor gibi. Tüm elbiseleriyle.

Bir 'şey' olmadığı halde bir 'şey'miş gibi şeylerle özdeşleşiyor, onlar oluyor. Hiçbir'şey' değil ama her'şey' ve herhangibir'şey'.Not: Yazıdaki 'şey' terimi isim bulmakta zorlandığımız belli bir şeyin yerine geçen 'şey' değildir. Herşeyin yerine geçebilen, tüm şeyler kümesini (madde/enerji/olay/olgu/durum/duygu/düşünce vs) kapsayan, dolayısıyla bunlardan belli biri olamayan bir 'şey'dir. Yani yerine konabilecek başka bir 'şey' yoktur.


İlave düşünceler;Farklı bir dikkat durumu var. Beden olmadığını hissetme. O zaman bedeniniz size yabancı bir nesne gibi gözükmeye başlıyor. Diğer insanlara bakıyorsunuz ve bedenle özdeşleşmiş garip yaratıklar gibi gözüküyorlar.İki bacağı, iki kolu olan garip bir tür. Sanki insan değilmişsiniz bu türü ilk kez görmüşsünüz gibi saatlerce bakabilirsiniz.Kendinize bakıyorsunuz, aynasız. Kafadan altı gözüküyor.

Gözüken organların kontrolü elinizde. Birşey düşünüyorsunuz, istiyorsunuz ve bir el oradan harekete geçiyor. Gözleyen nerede. Gözükmüyor.Gözleyeni görmek için aynaya bakıyorsunuz. Aynada bir yüz var, alışık olduğunuzu düşündüğünüz. Size "ben senim" der gibi bakıyor. Bir an için beden olmadığınızı düşünerek bakın ona. Bu sefer anlamsız ve hatta korkulu, yabansı bakmaya başlayacak.

Çıkan sonuç; bunu bilmekten korkuyorsunuz/korkuyor.Bahsettiğim farklı dikkat durumu hint felsefelerinde 'gözlemci' olarak geçiyor. Gurdjieff'in 'kendini hatırlama uygulaması' (veya çift yönlü dikkati) ile gözlemci konumu ve aynı zamanda beden olmadığını varsayma/hissetme dikkati aynı/benzer dikkat konumları olarak gözüküyor gözüme.

Hepsi aynı, 'farklı dikkat durumu'na geçiriyor. Uyku ve uyanık olma dışında yeni bir bilinç durumu. Hatırlayınca düşündüm de Maharaj'ın "Ben'im" uygulaması da aynı bilinç durumu gibi.Gurdjieff buna 'subjektif bilinç'/üçüncü durum demişti (yüksek duygu merkezi dediği 6. merkezle ilintili). Ve objektif bilince (dördüncü bilinç, yüksek düşünce dediği 7. merkez) geçmek için bu bilince uzun süre nüfuz etmeyi önşart olarak sürmüştü.
Beden olduğumuz düşüncesi tümüyle bir kabul.Bu kabul taa çocuklukta yapılıyor ve bir daha da sorgulanmıyor.O kadar açık/baskın bir şekilde buna aşinayız ki, başka türlüsü bizi ürkütüyor.

------------------------------------------------------------ ---------

"Gözlenen gözleyen olamaz."Tıpkı göz kendisini göremez, bıçak kendisini kesemez, parmak kendisini işaret edemez, gibi.Gözün gördüğü aynadaki aksidir. Bıçağı esnek yapsak da kendisini kesmesini sağlasak, kesebildiği yer, kesen yer olmayacaktır. Parmak esnek olsa ve kendini işaret etmeye çalışsa, işaret edebildiği kısmı işaret edebilen kısmı olmayacaktır.Böylelikle gözlemleyebildiğimiz hiçbir şey 'ben' olamaz.

------------------------------------------------------------ ---------

Ben'in ne olduğuna dair bir ön kabulle başlarsak varabileceğimiz de ancak o olur.
Daha alışılmış, daha kolay, daha güvenli. Ama gerçek mi?Kendine 'ben' diyen bilinci arıyoruz. Bunun bir nesnesi olması gerektiği bir kabul/varsayım.

Bu varsayımı bıraktığınız anda gözlemci bir noktaya kadar küçülür. Bedeniniz de onun uzay gemisi olur. Uzayda değil miyiz? Bu da bizim uzay gemimiz ve içeriden yönetiyoruz. Bu olamaz mı? Ben'in beden olması kadar geçerli bir varsayımdır bu. Tek fark bizim diğerini daha geçerli ve hatta ispat edilmiş sanmamız/varsaymamız.

Ben ve beden

Evet bedenin organlarını kaybettiğiniz halde hala 'ben' olarak kalmanız ve bunda bir eksilme olmaması, yani artık daha az 'ben' hissediyorum dememeniz 'ben'in o organlar olmadığını gösteriyor. (Ve ilginci, zaten kolu bacağı kesilenlerin ifadelerine göre kesilen organlar varmış gibi hissediliyor olmayan ayağın ve elin parmakları oynatılıyor gibi hissediliyor. Olmayan organların ağrıları da sık rastlanılan bir durum.)Birçok organ kaybedilmiş veya organ nakli ile değiştirilmiş olabilir.

Bu sizi 'ben' olmaktan alıkoymaz. Mikro düzeye inersek organ tanımında da sorun çıkacaktır. Çünkü organlar aslında sabit madde/atom grupları değil. Onlardaki herbir atom değişiyor. Herbir hücre doğuyor ve ölüyor ama organsal işleyiş devam ediyor. Bu durumda beni organsal bir yapıyla denklemek yerine o yapının işleyişiyle bağlantılandırmak daha mümkün. Çünkü ölüm anından 1 milisaniye sonra da beyin dahil tüm organlar yerli yerinde duruyor ama işleyiş yok, 'ben' yok.Peki 'ben' bu işleyişi sağlayan mıdır, yoksa işleyişin sonucunda ortaya çıkan 'yan ürün' müdür?


Ben ve gözleyen/gözlenen ilişkisiBen herşeyi gözleyen. Bilincin ve dikkatin merkezi/kaynağı.Önemli bir organ kaybı kuşkusuz kişinin yaşamı ve fonksiyonlarında büyük değişikliklere sebep olabilir.

Eğer kişi 'ben'i bedeni olarak tanımlamışsa/varsaymışsa 'ben'inin azaldığını da düşünecektir.Ancak 'ben'in herdurumda merkez ve gözleyen olmak zorundalığına göre düşünürsek.

Eğer 'ben' dediğimiz şey değişseydi, şöyle durumlar olasıydı, şu anda %70 'ben' hissediyorum. Burada 'bedenin yapabilirliği'nden bahsetmiyoruz. Öyle olsaydı varsayımı/araştırmayı atlayıp başlangıçtaki kabule dönmüş olurduk.Kişi 'ben'ini %70 olarak hissedebilmek üzere hangi referansa başvuracaktı? En merkezi referansı 'ben'. 'Ben'ini neye göre ölçebilir ki?Burada "Gözleyen gözlenen olamaz"ın arkasındaki varsayımı biraz daha deşmek mümkün gibi.

Eğer ben parçalı/çoğul bir şey olsaydı, ben'in bir kısmı diğer kısmını gözlemleyebilir gibi bir sonuç çıkıyor. Ancak 'ben' tekil/bölünemez/atomik ve artıp/azalmayan bir şey ise "Gözlemleyen gözlemlenen olamaz". Bu açıdan 'ben' dikkat dediğimiz şeye epey benziyor gibi.'Ben'i fonksiyonları açısından değerlendirirsek dikkatimiz başka yerdeyken, uykudayken ve komadayken, yaşam ve bilince dair normal fonksiyonlarımızı yerine getiremiyoruz. Bunun en basiti dikkatimizin başka yerde olması. Dikkat başka yerdeyken gözümüzün önündekileri görmüyoruz, kulağımızın dibindekileri duymuyoruz.

Komadaki biri artık eski 'ben' değil midir?Bir an için bedeni bir radyo alıcısı gibi düşünün. Elimizde işlevsel bir radyo yoksa o sırada etrafta radyo dalgaları olup olmadığını bilemeyiz. Eğer 'ben'in beden dışında bir varoluşu varsa, onu radyo dalgalarına benzetmek mümkün olabilir.Bir de şu var. 'Ben' bilinci aslında sadece kendimizde görebileceğimiz birşeydir. Sadece kendimizde varolduğuna emin olabiliriz. Kimse başka birinin 'ben'inden objektif biçimde emin olamaz. Karşıda gördüğünüz insanların gerçek mi, robot mu (veya hayal mi) olduğuna %100 emin olamayız. Ben dediğimiz şey eğer nesnel olarak gösterilebilir/gözlenebilir olan birşey olsaydı, o zaman başka birindeki 'ben' bilinci sorgulanabilir hale gelecekti.

Ancak bunu yapamadığımız içindir ki, 'ben' herzaman gözleyendir, hiç gözlenen olmaz. 'Ben'in gözlenen olması demek, onu gözleyen bir 'üst-ben'e ihtiyaç olması demektir.

Bu 'üst-ben' benden ayrıysa gözlemlediği zaten 'ben' değil başka birşeydir. Aynı ise o zaman üst-ben değildir.
'Ben', algı ve dünyaDünya içinde yaşadığımız yer.
Oradan bize ulaşan herşey 5 duyuya dayandırılmış.
Dışarıdan olan tüm girdi duyular olarak düşünülüyor.
Bu duyular algılarımızı oluşturuyor, dünyamızı kuruyor.

İçinde yaşadığımız dünyanın bizim içimizde yaşayan hali.Bu ilginç.Örneğin Maharaj der ki "siz dünyanın içinde değilsiniz, dünya sizin içinizde"Kastettiği dünya aslında basitçe dünya değil, evren.

Peki 'ben' bu dünyanın içinde midir?
Aslında bu noktada 'dünyaları' ikiledik.
Bir gerçek dünya ki, onunla duyularımız dışında bağlantımız yok.
İki duyularımızın zihnimizde kurduğu yorumlanmış dünya.
Gerçek dünya analog iken yorumlanmış dünya dijitize edilmiş, tanımlanmış, anlam kazandırılmıştır.
Yorumlanmış dünya bizim gerçek/bilinmeyen dünyadan edinebildiklerimiz.

Bir hayvan için, bir bitki için, bir taş için yorumlanmış dünya farklı. Aynı dünyada yaşamıyoruz.Biz insanlar da aynı dünyada yaşamıyoruz.Herkes kendi dünyasını kuruyor.Bu nedenle algıladığımız dünya bizim içimizde, biz onun değil.Peki 'ben' nerede?Nerede olduğuna bakmak için ondan nasıl haber aldığımıza bakalım.'Ben' bilincini hangi araç ile algılıyoruz.Örneğin duyuları duyu organlarımızla algılıyoruz.

Görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma.Peki 'ben'i duyularımızla mı algılıyoruz.Öyle olsa idi tüm duyularını kaybetmiş birinin beni de yokolmuş olmaz mıydı?Hatta bir şarkı vardı. (one)Tecrit tankında duyuların pasiflenmesi deneyleri de var.Beden sıcaklığında bir su tankına giriyorsunuz. Dokunma yok oluyor.Karanlık. Görme yok.Ses geçirmeyen duvarlar var dışarıda. İşitme yok.Tatma ve koklama zaten oldukça kolay.Bu durumda hala ben bilinci var.Ama 'yorumlanan dünya' kayboldu.Çünkü oradan hiç veri gelmiyor.Öyleyse yorumlanan dünya içerisinde konumlandırdığımız ben sahte mi?'Ben' duygusu/bilinci hala var.Gerçek 'ben' nerede?Onu ne ile 'tadıyoruz/hissediyoruz/algılıyoruz' ?

Hiç yorum yok: